Turizm
a-Güvercinkayası Kazısı
1996 yılında başlatılan Güvercinkayası kazısı halen devam etmektedir. Kazı alanı Çatalsu köyünde olmakla birlikte kazı merkezi Demirci kasabasındadır. Küçük çaplı sayılabilecek bu Orta Kalkolitik Çağ (M.Ö. 5200-4750) kaya üzeri yerleşmesi, kentleşme öncesinin, sosyoekonomik ve sosyopolitik devinimleri hakkında, önemli verileri barındırmaktadır. Kazı İstanbul ünv. prehistorya ana bilim dalı başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Kazı başkanı Pof. Dr. Sevil GÜLÇUR. Kazının mali desteği ise Kültür Bakanlığı, Gülağaç Kaymakamlığı, Mercedes kamyon fabrikası tarafından üstlenilmiştir.
İlk başlarda yerleşme, mamasın barajı gölalanı içinde, melendiz su sağ kıyısında tek başına yükselen kayalığın doğal formasyonuyla uyumlu, tasarım ürünü, bitişik düzende tutulmuş mimari dokusuyla dikkat çekmiştir. Kazılar ilerledikçe, tarım ve hayvancılığa dayanan kırsal ekonomisinde, artı ürünün depolanarak korunması ya da idaresine yönelik bazı ekonomik ve politik gelişmelerin yaşandığı anlaşılmıştır.
Üst teras basamağını alttan çevreleyen destek duvarı ve kalın duvarların arkasında gizlenen özel yapılar, bu değişimin habercisi olmuştur. Kayalığın zirve düzlüğünde konaçlanmış özel yapılarla ilgili çalışmalar ilerledikçe, sosyal düzendeki farklılaşmaların yansımaları daha da belirginleşmiştir.
2005 kazısı, dış destek/savunma duvarıyla iç kale arasında, üçüncü bir savunma, ya da destek hattını ortaya çıkarmıştır. Destek duvarının arkasındaki yamaç kaplaması ve iç savunma hattına doğudan bitişen, yarı dairesel kalın bir duvarla kuşaklanmış çifte tahıl silosuysa, ister istemez akla çok daha sonrasının Hitit Çağı savunma sistemlerini getirmektedir.
Kalkolitik Çağ, tarım kadar ikinci evcilleştirme aşamasını tamamlayan hayvancılık ve hayvan besiciliğinin de öne çıktığı bir dönemdir. Özellikle sütten elde edilen hayvansal ürünlerin, artı değer olarak ekonomiye katılmasıyla, çobanlık mesleği de hiç kuşkusuz şekil değiştirmiştir.
Güvercin kayası obsidiyen ve kemik alet endüstrilerinde, ok uçlarına hiç rastlanılmamıştır. Av ve savunma silahı olarak, göçebelere atfedilen sapan taneleri/taşları öne çıkmaktadır. Yerleşik Güvercin kayalılar, alet çantalarındaki bu silahı, acaba, bölgeye giren göçebe/yarı göçebe büyük sürü sahiplerinden mi edinmiştir? Günümüz kırsal yerleşmelerinde de çoğu çatışmanın, tarla sahipleriyle çobanların arasında yaşandığı bilinmektedir.
Çok zengin ve uçsuz bucaksız tarım topraklarına sahip Anadolu’nun Hitit’lere kadar geleneksel yönetim modelinin, beylikler, prenslikler, yerel krallıklar şeklinde olduğu bilinmektedir. Anadolu’nun kentleşmesinde, hiç kuşkusuz bu modelin çok büyük etkisi olmuştur. Su kaynaklarına sıkı sıkıya bağlı ve dar bir alanda kümeleşmek zorunda kalan Güney Mezopotamya Kalkolitik Çağ tarımcıları, anıtsal yapılarıyla merkezi büyük kent modelini geliştirirken, aynı dönem Anadolu tarımcılarıysa, daha küçük boyutlarda kale kent modeline sadık kalmıştır.
Bu bağlamda, uluslararası bir ekiple, pek çok bilim dalından uzmanlarla sürdürülen, Mamasun barajının tehdidi altındaki Güvercinkayası Kazıları’nın, Anadolu modeli kentleşme olgusuna somut verilerle ışık tutmağa devam edeceğini ummaktayız.
Uzun soluklu Güvercinkayası projesinin yıllık sonuçları, düzenli biçimde önraporlar halinde yayınlanmakta, yurt içi ve yurt dışı bildirilerle tanıtılmaktadır. Bu tanıtımların sonucunda, yurt dışından projede yer almak üzere pek çok başvuru alınmaktadır. Bu bağlamda 2007 kazısına üç Macar arkeolog katılacaktır.
Bilim ekibi üyelerimizden Dr. I. Pavlu, Güvercinkayası 1996-2000 yılları öğütme taşları üzerine bir makaleyi yayına hazırlamıştır. Sürtme taş aletler üzerinden alınan örneklerin Çek Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen analizlerinin sonuçları da bu yıl içinde ilgili uzmanlarca, yurt dışında yayınlanacaktır.
Bu yıl, ekibimize yeni katılacak olan Dr. H. Procopiou ve Ark. A. Boleti’nin anakaya içine açılı dikme sokularının, hangi alet gereçler yardımıyla ve nasıl bir teknoloji kullanılarak gerçekleştirildiği üzerine araştırmalar yapacaklardır. Bu ve buna benzer arkeometri çalışmalarından elde edilen veriler, yeni hipotezlere götürmektedir.
2006 arazi çalışmaları sırasında kazı atıkları ve çevreden temin edilen doğal malzemeler kullanılarak, öğrenci ve işçilerin kol gücüyle bir Güvercinkayası örnek evi inşâ edilmiştir. Bu ev, hem deneysel arkeoloji konusunda öğrencileri eğitme, hem de kültür sektörüne katkıda bulunma amacına yöneliktir. Projenin geliştirilerek daha kapsamlı uygulanması, arkeolojiyi geniş kitlelere tanıtacak bir açık hava müzesinin nüvesini de oluşturabilecektir. Gene bu çerçevede projemiz, çevre halkı için bir prestij kaynağına dönüşmüştür. Bölgeyle ilgili resmi ve özel pek çok internet sitesinde Güvercinkayası tanıtılmaktadır. Ekibimizin yeni binasına taşınan Aksaray Müzesi’nde Güvercinkayası buluntularının sergilenme çalışmalarına verdiği destek de, kültür sektörü bağlamında düşünülmelidir.
b- Aşıklıhöyük
Aşıklıhöyük kazı alanı ve kazı merkezi Gülağaç-Kızılkaya köyü sınırları içindedir. Kazı merkezi ve kazı alanına giden parke yol 2008 yılı içinde Gülağaç Kaymakamlığı KHGB tarafından yaptırılmıştır. Kazının mali boyutu Kültür Bakanlığı ve Gülağaç Kaymakamlığı tarafından üstlenilmiştir. Kazı Başkanı İstanbul ünv. Prof. Dr. Mihriban ÖZBAŞARAN.
Arazi Miosen Dönem'de volkanik patlamalarla şekillenmiş tüflü, andezitli, riyolitli, bazaltı kayaçIardan oluşan yüksek bir platform şeklindedir. Doğal etkilerle andezit başlıklı tüflü kayaçların aşınması bölgenin özelliği olan “Peri Bacaları”nı oluşturmuştur. Ayrıca tektonizmanın sonucu çevrede çok sayıda "doğal cam - volkanik cam" adı verilen obsidiyen yatakları meydana gelmiştir. Aşıklı'da yaşayan insanlar alet ve silahlarını yapmak için bu obsidiyen kaynaklarından yararlanmış, bu hammaddeyi obsidiyen kaynakları olmayanlara satarak değiş-tokuşa dayalı bir ticaretin başlamasına neden olmuşlardır. Bunun kanıtı, volkanik Göllüdağ yakınındaki kaynaklardan gönderilen ve Kıbrıs'ta Filistin'de, Suriye'de ve Irak'da aynı çağa ait yerleşmelerde bu obsidiyen aletlerin kullanılması olmuştur. Bugün iç Anadolu'nun bu bölgesi "Volkanik Kapadokya" olarak da anılmaktadır
Aşıklı Höyük'te yaşayan insan toplulukları, ilk kez buğday, arpa, mercimek, bezelye gibi bitkileri yetiştirmeye başlayan ilk çiftçiler olmuşlar, hayvansal proteinlerini de yoğun bir şekilde yabani koyun, keçi, deve, sığır, domuz, geyik, tavşan ve çeşitli kuşlarla, Melendiz'den balık avlayarak karşılamışlar, kendilerine özgü av teknikleri geliştirmişlerdir. Av hayvanları arasında yabani atın da saptanması, Anadolu'da atın yerel olarak Holosen dönemde varlığını göstermesi, son derece önemli bir keşif olmuştur. Yenebilen bitki ve meyve toplayıcılığı da yoğun bir şekilde süregelmiştir. Kerpiç evlerin tabanları altına gömülü ölülerin iskeletlerinden alınan örneklerin DNA analizleri, hayvan ve bitki kalıntılarının etütleri, Aşıklı'nın önemli bir biyolojik araştırma alanı olmasına yol açmaktadır.
Aşıklı insanları, bakırı hem sıcakken, hem de soğukken işlemeyi keşfetmişlerdir. Bu da metal endüstrisinin başlangıcı anlamına gelmektedir. Önceden tasarlandığı anlaşılan yerleşme planıyla, kuzeydoğudan güneydoğuya doğru uzanan çevre duvarıyla, kerpiç yapılarıyla, bir genç kadının kafatasında saptanan beyin ameliyatıyla; gene bir başka kadının çenesinde rastlanan otopsi izleriyle, gerek mimarlık gerekse tıp tarihi açısından Aşıklı önemli bir niteliğe sahiptir.
İçerik Ağacı
Gülağaç Bilgi
İlçemizin Tarihçesi
İlçemizin Coğrafi Durumu
Nüfus Durumu
İlçe Turizmi
Canlı Yayın
Telefon Rehberi






























